1/10/2006 - Sanat, Bir Sır, Huzur
Hiç düşündündünüz mü gökyüzünde bulutların aldığı muhteşem manzaranın veya mehtabın veya çiçeklerin ve tüm yaratılanın insanın ruhuna nasıl olurda bu kadar iyi hitap ettiğini.
Her biri birer sanat eseri değil mi? Ve bu sanat insan ruhundan çok iyi anlıyor. Bu sanatın içine aids'i de kuş gribini de koymamız gerekir. Bunları da biz yarattık ve yaratmaya devam ediyoruz. Hepsinin bir nedeni var. Örneğin aids'in cinsel yolla bulaşan ve insanları acı çekerek öldürmesi ve cinselliğin şuursuzca yaşandığı bu zamanlarda ortaya çıkması tesadüf mü? Ona bu görevi insanlar verdi. Aids de görevi ve mesajı bittiğinde hayatımızdan sonsuza dek çekilecektir.
Herhangi bir şekilde kendini ifade edenler yani çizerek, yazarak, şarkı söyleyerek, konuşarak meydana getirdiği şeyleri en iyi anlayanlardır değil mi? Mesela birisinin yaptığı bir resmi herkes sevmeyebilir. Ama herkes kendi yaptığı resmi sever ;)
Peki neden yaratılanlarda kendimize hitap eden bu kadar çok şey var?
Allah yaratır ve yarattıkları birbiriyle uyum içindedir. Allahın yarattığı şeylerdeki güzelliği görmek Allah'ın nefesi olan bizler için elbetteki doğaldır. Bir adım ötesi birer nefes olmaktan ziyade ruhundan olmak ve yaratılışa ortak olmaktır. Bunu bilinçli ve sanki bir komisyon üyesi olmak gibi düşünmeyin. Olayların dışına çıkarak veya içinde kalıp sürüklenirken de dahi yaratmaya ve keşfetmeye ortak olursunuz.
Siz dünyaya kendi isteği dışında getirilen ve bunca zorluğa mahkum edilen cenneten kovulmuş olanlar değilsiniz. Allah'ı böylesi keyfi ve gaddar göstermek içinizi acıtmalı. Hz. Adem'in günahını çekiyor değilsiniz. Hz. Adem bu keşif ve yaratmaya ilk gönüllü olandı, en cesur olandı. Dünyaya gelmek ve bunca zorluklara (nefs mücadelesi, yaşam şartları vb) maruz kalmak o kadar kolay birşey değildir. O yüzden herkes öncelikle dünyaya geldiği için büyük bir onuru ve alkışı hakediyor. :) Bu mücadeleye girenler yani hepiniz bu mücadeleden neler kazandığınızı görebiliyor musunuz? Başınıza bir olay geldiğinde gelmeden önceki ve sonraki siz arasındaki farkı görebiliyor musunuz? Her "geri dönülemez yeni size" geçişte nasıl sanatsal bir süreçten geçtiğinizi görebiliyor musunuz?
Dünyada bizden önce gelenler iyi niyetle de olsa bize korku miras bırakmışlar. Allah korkusu. Cehennem korkusu. Daha önce de çokça işledim. Bunların yerini Allah sevgisi ve güvenin almasının zamanıdır. Öldükten sonra bu mücadelemizi biz değerlendireceğiz. Gerekiyora kendimize yeni bir yol çizip tekrar geleceğiz. Yoksa kimsede taksimetre gibi günah ve sevap sayacı yok. Bu düşünce yeniden Allah'a ve insana saygısızlıktır. Cehennem vicdanınızla kendi faaliyetlerinizi incelemek olacaktır. Elbette üzdüğünüz kimselerin üzüntüsünü aynen yaşayacaksınız. Buna birde pişmanlığınızı ekleyeceksiniz. Bunların dışında yanmanız için hazırlanan ateşler omayacak. Belki üzdüğünüz kimselerle diğer tarafta oturup konuşacaksınız. Dünyada egomuzla, gururumuzla itiraf edemediğiniz şeyleri orada açıkça söyleyeceksiniz. Evet, bunları yapmak için ölmeniz gerekmiyor! Dünyada da yapabilirsiniz. Ama burada gerçekten yapıp yapmadığınızın sigortası olan şeyler var. Örneğin hatanızı itiraf ederken samimilik eşiği olan "Gurur" var. Gururu aşıp hatanızı itiraf edip özür dilemeniz gerekiyor. Bunu yaparkende akılla değil gerçekten hatanızı anlamanız gerekiyor. Yoksa özür diledik ya işte daha ne istiyosun şeklinde değil. :) Bu şekil bir tutum içine girerseniz içiniz sıkılır çünkü vicdanınız/kalbiniz size kendinizi kandırdığınızı söyler. Bence hemen vicdanınızı dinleyin ve hatanızı kabul edin. Neden böyle davrandığınızı düşünün. Bu hatanızın arkasındaki egoist, hırslı, vb sizi görün. Onu kabul edin. Sonra neden değişmeniz gerektiğini düşünün. Değişmeniz gerekmediğine de karar verebilirsiniz. Ama kararınızı alırken içinizi sıkan o çok geveze vicdanınızı mutlaka dinleyin. Çünkü dünya yaşamınızda arka plandaki klavuzunuz odur. Onu ölene kadar arka planda tutabilirsiniz ama dediğim gibi çok gevezedir ve sürekli kalbinizi ağrıtacaktır ve öldüğünüzde de bu sefer karşınıza geçip konuşacaktır. Hemen o hatırayı önünüze açacak ve soracaktır: Burda o haklıydı ama sen ona bağırdın, haksız duruma düşmekten korktun ve bağırarak hem onu hem beni susturmaya çalıştın. Evet o sustu ama biliyorsun ki ben hep konuştum. Çünkü konuşmamı isteyen de sendin susturmaya çalışan da!..
İnsanlar vicdanlarını yani klavuzlarını dinlerse hayatlarındaki tüm problemleri çözerler. Çünkü tüm problemler vicdanların dinlenmemesinden doğar. Gerek bireysel gerek toplumsal vicdan böyle çalışır. Şimdi tekrar düşünün, başınıza gelen hangi olay vicdanınızın hangi nasihatine uymadığınız için gelmiştir? Bu kimisi için zor kimisi için kolay sorudur. Kuran'da doğruya klavuzlanan kişilerden bahseder. Bu kişiler "şanslı" olanlarımız değildir. Onlar vicdanlarından gelen sesi duymamazlıktan gelmeyenlerdir. Daha önce de bahsetmiştim bu ses önce büyük olaylarda/kararlarda duyulur. Sonra siz o sese aşina oldukça günlük hayatta ve sizinle ilgisi olmayan olaylarda bile duyabilirsiniz. Evrenin yaratılış sırlarına kadar açıktır bu kapı ama giderek kısılan bir sesle. Siz o sese aşina oldukça zaten iyi insan, melek gibi insan vb olmuşsunuzdur. Sizin yapacağınız iyiliğin sınırı yoktur. İşte O ses sizin enbüyük yardımcınız ve yol arkadaşınızdır. O sesin kaynağı kimdir? Tam size göre, sizin anladığınız dilden, tam ihtiyacınız olduğu anda konuşmaktadır ve o sesi çok seversiniz. O ses size aittir ama sanki sizde olmayan bilgileri vermektedir değil mi? İşte bir sır daha. "İnsanlar, Allah'ın kendisini keşfindeki herbiri kendine özgü yolu olan özgür denemeleridir." Sonuçta Allah'a döndürüleceksiniz, ayeti de bu noktaya işaret etmektedir. Anlayana ne mutlu.
İşleyiş ise hem karmaşık hem apaçıktır. Allah'ın yarattığı ve görebildiğimiz, ölçebildiğimiz evrendeki "tutarlı" işleyiş. Neden sonuç ilişkisi aynen ruhani tekamüller işleyişinde de aynı şekilde vardır. Tekamülün işleyişi de kendi kendine, zamanı geldiğinde olanlarla vb bir sistem şeklindedir. Yani tekamülün bir aşamasında eğer bir kişi kendi hayatına dönüp bakacak olursa (ki bu kişi büyük ihtimalle biraz ileri aşamalarda olan birisidir çünkü diğerleri para, mal mülk, güç, sex vb peşinde kala kalmıştır) kendi hayatında yaşadığı şeylerin (aile bireyleri, karakterleri, arkadaşları, olaylar vb) varlık nedenlerini ve neye yardım ettiklerini çözebilir. Kendisini şuanki düzeyine getiren bazı olaylar hayatına giren başkaları için "kötü" olabilir. Ama bu kötü'lerde o kişilerin süreçlerinin birer parçasıdır. Dolayısıyla tam yeri tam zamanında olanlar yani herşey! rahatlıkla görülebilir. İlk başlarda çok açık olaylar görülür sonra günlük yaşamda dikkate bile almayacağınız olayların nasıl büyük bir halıdaki motifin ufak bir parçası olduğu sezilebilir. Çünkü bireysel iradenin yanında giderek artan sayıda elemanı olan toplumsal iradeler de vardır. Ve bunlar da sezilebilir. Yeter ki incelin...
Bunlar görüldükçe, yani sistemin mükemmel işleyişine "tanık" ve hemde "içinde" (çünkü hala yaşıyorsunuz) oldukça Allah korkusu yok olur ve onun yerini Allah "sevgisi" ve "güven" alır. Yani "huzur". Bu tanıklık (farkındalık da denilir) arttıkça Allah'ın sevgisiyle heryeri nasıl kuşattığını görürsünüz. Vaaz verip gönüllere korku saçanın aslında Allah'a güvenmediğini görürsünüz. Kendi eksikliğini ilan etmektedir ve aslında ben eksiğim doğrusunu bilen var mı? diye sormaktadır. Cevap yoksa doğruyum diye düşünmektedir. Bizim ona eksikliğini anlatmamıza gerek yoktur. Sorduğu an cevabı kendisine vicdanından/gönlünden gelmektedir fakat ısrarla reddetmektedir. İnsanlara cehennemdeki alevi müjdelerken işte bu güvensizlik içindedir. İçindeki huzursuzluğu cehennem ateşi sanmaktadır.
Allah'a güvenmeyi başına kötü bir olay gelmeyeceğinin garantisi saymak değildir benim söylediğim. Bu şekil bir güven insanın başına gelen/gelecek olaylardaki yardımı kabul etmek istememektir ki bu dünyaya gelirken giriştiğiniz mücadeleden geri dönmektir. Bu Olabilir. Dünyaya gelmeden önce nasıl zor durumlarda kalacağınızı hissettiniz ama onu yaşamak ayrı birşeydir. Dünyaya geldiğinizde o olayları yaşamaktan korkabilirsiniz. Ama dediğim gibi onları yaşamak için geldiniz ve Allah'a ve onun sistemine güvenmelisiniz. Yaşadığınız şeyleri kahretsin neden ben demek yerine hem kendiniz hemde o olaylardan şuan etkilenen, 50vb yıl sonra etkilenebilecekleri de düşünmelisiniz. Göreceksinizki her bir kişi için ona has mükemmel bir hayat tasarımı/dünya yerine milyarlarca kişi için herkese has 1 dünya yaratılmıştır. İşte mükemmel diye ben buna derim, İşte sanat diye ben buna derim !! :)
alper
|